Mustafa Kılavuzoğlu, Şubat 2021

İsa peygamber Allah’ın elçisiyken çok kısa süre sonra nasıl olup da Allah’ın oğlu olduğu inancı doğdu ve yerleşti? Daha öncesinde ise başka bir elçi, Üzeyir peygamber de Yahudilerce Allah’ın oğlu ilan edilmişti. Bunun insanlar arasında bir eğilim olduğu anlaşılıyor. Canlı kanlı aralarından birisinin Allah’ın elçisi olduğu gerçeği, o elçiye verilen aşırı değer ve yönelimin sonucunda birkaç nesil sonra sapkınlık yaratıyor ve farkında bile olmadan gönüllü olarak şirke batmış oluyorlar. Açıkçası, öncekilerin destansı, abartılı anlatım ve nakilleriyle halk gönüllü olarak elçilere aşırı kutsallık yüklemeye başlıyor ve sonucunda farkına bile varmadan şirk olayı gerçekleşip yerleşiyor; bu durum da asıl inanç, gerçek din haline geliyor.

9 Tevbe 30. Yahudiler: 'Üzeyir Allah'ın oğludur' dediler; Hristiyanlar da: 'Mesih Allah'ın oğludur' dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar?

Müslümanlar, İslam için bunun mümkün olamayacağı konusunda çok fazla eminler. Oysa benzer bir durumun İslamiyet’te de Muhammed peygamber için oluşma potansiyeli her dönem kesintisiz baş göstermiş olup günümüzde de devam etmektedir. Daha önce İsa peygamber ve Üzeyir peygamber durumunda olduğu gibi aşırı bir sapkınlık olmasa da insanlar doğrudan Yüce Allah’a yönelmek yerine Muhammed peygamberi kendilerine aracı gibi görme eğilimindedirler. Aşağıdaki ayeti çok dikkatli okumak gerekiyor.  Ana akım medyada bile çok belirgin bir şekilde bir taraftan Yüce Allah’a ibadet edilirken diğer tarafta hemen O’nun yanına Muhammed peygamberi eklemektedirler. Hatta bazen dinden bahsedilirken Yüce Allah’tan çok Muhammed peygamber anlatılıp övülmektedir. Elbette ki Muhammed peygamber büyük övgüye layıktır fakat onu sürekli Yüce Allah ile birlikte anmayı aşağıdaki ayet sebebiyle endişe verici bir durum olarak görüyorum. İbadet sadece ve sadece Yüce Allah’a edilecektir ve ancak ibadetin ardından peygamberlere selam edip anmak farz kılınmıştır.

39 Zümer 45. Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi sıkışıp kabarır. Oysa O'ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar.

İnsanlar nedense bunu çok normal görüyorlar çünkü “biz ahirete inanıyoruz” diyerek kendilerini İsa peygamber ile şirk koşmakta olan Hristiyanlardan ayrıştırıyorlar. Oysa Hristiyanlar ahirete inanıyorlar ama aynı zamanda şirk koşmakta da hiçbir sorun görmemişler. Müslümanlar doğrusunu anlamak için Kuran’ı okuduklarında bahsettiğim hususun bir şirk eylemi oluşturduğunu kolayca görebilirler. Fakat öyle görülüyor ki sorun zaten burada; insanlar Yüce Allah’ın göndermiş olduğu en son kaynak, ışık, Nur olan Kuran’ı okumak yerine kendilerine “din adamı” denilen başkalarının anlattıklarını doğru kabul edip hiç farkında olmadan yanlış bir yola sapmaktalar.

22 Hac 52. Senden önce gönderdiğimiz hiçbir resul ve nebi yoktur ki, bir şeyi arzuladığı zaman, şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmamış olsun. Fakat Allah, şeytanın attığını iptal eder, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Yukarıdaki ayet açıkça bildiriyor ki, şeytan her dönemde peygamberlere vesvese vererek onları vahyedilmiş olan emirlere ekleme, açıklama veya başka şekilde yorum yapmaya sevk etmiştir. Ardından da Yüce Allah yine peygamberleri aracılığıyla şeytanın kattığı kesimleri düzeltmiştir. Böyle bir gerçeğin ardından insanlar nasıl olup da peygamberleri ilah edinmişler veya başka “ilave” ilahlara sapabilmişlerdir? Cevabı basittir; Yüce Allah peygamberlerinin hatalarını düzeltmiştir fakat başkaları için böyle bir koruma garanti etmemiştir ki kimler şeytanın etkisine girecek kimler doğru yoldan sapmayacak diye sınasın ve ayrıca ahirette de bunu kendilerine kanıt olarak sunup kendilerini şahit tutsun. Böylece insanlar adaletsiz şekilde cehenneme girmediklerini bilsinler. Yüce Allah’ın adaleti bu şekildedir.

Yüce Allah ayetlerinde Kuran’ı koruduğunu bildirmektedir. Bu demek değildir ki Kuran fiziksel olarak korunacaktır; öyle olsa kafirler onu yakamazlar, parçalayamazlar, hakaret edemezlerdi. Kuran ancak belli bir ilahi sistem ile korunuyor olmalıdır. Peygamberlerin ardından insanlar şeytanın vesvesesiyle Arapçasına kendi yorumlarını katabilir, peygamberi anıp yüceltmek için bir iki kelime ekleyebilir fakat Yüce Allah’ın ilahi sistemiyle aklını kullanan mümin insanların bunları düzeltmesi yine Yüce Allah’ın izniyle her daim mümkündür.

Bu son paragraf ile başlamış olarak şeytanın biz insanları Muhammed peygamber ile şirke sokmaya çalışıp çalışmadığını görmeye çalışalım. Mutlak doğru, mutlak güzel ve mutlak iyi olan bütün sıfatların asıl sahibi sadece ve sadece yüce Allah’tır ve bunlar elbette ki Kuran’da yazılmış olanlar ile sınırlı değildir. Fakat Kuran bize her konuda olduğu gibi bu konuda da ışık tutmaktadır. Bunun için “El Vahid” sıfatının ne anlama geldiğine bakmak yetecektir ve bu hususta bütün alimler hemfikirdir. Farklı kaynaklardan birkaçını aşağıya kopyalıyorum:

“Eşi benzeri olmayan ve zatında tek olan. Kendisinden başka olmamak, işlerinde, hükümlerinde, sıfatlarında asla ortağı ve dengi bulunmayan.”

“Bir olan, tek olan; zatında, sıfatlarında, isimlerinde ve fiillerinde asla ortağı, dengi ve benzeri bulunmayan.”

O’nun (Allah’ın), sıfatlarıyla birlikte de bir ve yegâne olduğunu ifade eder 

Kalınlaştırdığım kısımları lütfen dikkat ediniz.

Bu linkte de Nihat Hatipoğlu’nun yaptığı kısa tanımı da izleyebilirsiniz.           
https://www.youtube.com/watch?v=SPfDKptLXPE

Sonuç olarak herkesin dediği şudur: Yüce Allah’ın sıfatları sadece ve sadece kendisine aittir.

Şimdi Kuran’da 26. sıradaki Şuara suresinde Yüce Allah’ın aynı surede tam 9 kere tekrarladığı ayetlerdeki iki sıfatına bakalım:

 ”وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟” Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Aziz, mutlak Rahîm’dir.

 

Geçiş Sayısı

Ayet No

Ayet

1

9

Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Azîz, mutlak Rahîm’dir.

2

68

Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Azîz, mutlak Rahîm’dir.

3

104

Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Azîz, mutlak Rahîm’dir.

4

122

Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Azîz, mutlak Rahîm’dir.

5

140

Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Azîz, mutlak Rahîm’dir.

6

159

Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Azîz, mutlak Rahîm’dir.

7

175

Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Azîz, mutlak Rahîm’dir.

8

191

Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Azîz, mutlak Rahîm’dir.

9

217

Azîz, o Rahîm olana tevekkül et

 

Tüm inananlar şöyle dua ediyor: Yüce Allah’ım, bir tek sana güvenip sığınırım, sen Aziz’sin, Rahîm’sin

Kuran’da hiçbir tekrar gereksiz yere yapılmamıştır ve mutlaka bir amacı vardır. Bunların bazılarını Yüce Allah’ın izniyle zaten bulmuş durumdayız.

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')

‘Vay haline o gün yalanlayanların’: 11 kez tekrar ve 11 uzay-zaman boyutu.

Cinler: 31 süpersimetrik karanlık parçacığın oluşturduğu alemde yaşayan görünmez ve kendilerine insanlar gibi sorumluluk yüklenen varlıklar

Şuara suresindeki bu tekrarların ve ardından yapılan pekiştirmenin de mutlaka bir amacı olmak zorundadır ve vardır; yukarıda bahsetmiş olduğumuz gibi şeytanın sürekli olarak insanlığı vesvese ile yoldan saptırma çabası ve “Yüce Allah’ın Kuran’ı koruyor olmasıyla” ilgilidir. Yüce Allah bize bu koruma sistemiyle ilgili açık işaretlerden birini vermektedir: “Dikkat edin, bu sıfatlar sadece bana aittir, sadece bana güvenip sığının ve sadece bana tevekkül edin”.

Kuran’da bu iki sıfatın (AzîzRahîm) (birlikte) nasıl kullanıldığına baktığımızda bir ayet dışında sadece ve sadece Yüce Allah için kullanıldığını görüyoruz. En doğrusunu elbette Yüce Allah bilir, biz ancak O’nun emrettiğini doğru anlamaya çalışıyoruz ve neticesinde şu soruya ulaşıyoruz:

Peki El Vahid sıfatıyla kesin olduğu gibi sadece Yüce Allah’a ait olması gereken her sıfat, özellikle de burada dokuz kez gözümüze sokulan bu iki sıfat O’nun dışında her kim olursa olsun bir başkası için nasıl kullanılabilir?

Bunun ancak bir yolu olabilir, tüm insanlığın düşmanı olan İblis ve onun şeytanlarının vesvesesiyle. Yüce Allah’ın “bütün peygamberlerin bile bu vesveseden payını almış olduklarını” söylemesinden sonra, biz sıradan insanların şeytanın vesvesesinden korunmamızın imkânı yoktur. Hepimizin günahları olsa da iman ve dua ile doğru yolda kalmaya uğraşıyoruz.

Elbette bu ayeti bilen insanlar vardır fakat günlük yaşamında işinde gücünde olan insanların kesinlikle haberi yoktur. Çünkü Kuran tercümelerinde bu ayetteki Yüce Allah’ın toplam üç sıfatı, tercüme edenlere bile garip ve yanlış gelmiş olmalı ki bunları hepsi farklı Türkçe kelimelerle değiştirmiştir, Azîz ve Rahîm ve ayrıca aynı ayette yer alan Rauf kelimelerini hiç birisi bu ayetin meallerinde kullanmamıştır. Oysa bu yüce sıfatlar orada yazmaktadır ve pek az insan dışında hiç kimse bunu sorgulamaya cesaret edememiştir. Oysa Yüce Allah Kuran’da sürekli olarak “aklınızı kullanın” “ilimde ilerleyin” ve “Kuran’ı derin derin düşünerek anlamaya çalışın” demektedir. Maalesef geçmişte olduğu gibi günümüzde de din adamlarının büyük çoğunluğu ise bunun tam tersi için büyük bir uğraş içindedirler.

57 Hadid 27. Sonra onların izinden peygamberlerimizi peş peşe gönderdik. Arkalarından Meryem oğlu İsa’yı da gönderdik, ona İncil’i verdik, ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirdik. Kendilerinin icat ettikleri ruhbanlığa gelince, biz onlara bunu emretmemiştik; sırf Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için yapmışlardı, ama buna hakkıyla riayet etmediler. Biz de içlerinden iman edenlere mükâfatlarını verdik, ama çokları yoldan çıkmışlardır.

Yukarıdaki ayette vurgulamak istediğim kısım sanırım oldukça açık ama yine de küçük bir açıklama yapalım: Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için Hristiyanların kendiliğinden, Yüce Allah’ın emretmediği bir şeyi ortaya çıkardıklarını ve bunun sonucunda da çoğunun yoldan çıktığı bildirilmektedir. Aynı durum İslamiyet’te de vardır fakat maalesef pek az sayıda insan bunun farkındadır ve onlar hep doğru yolda olduklarını zannederler.

43 Zuhruf 37. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar.

İblis nasıl ki Yahudileri ve Hristiyanları kendileri hiç farkında olmadan doğru yoldan saptırıp Üzeyir peygamberi ve İsa peygamberi Allah’a ortak koşmaya inandırdıysa, aynı şeyi Müslümanlar için de yapmaya teşebbüs etmiştir ki bunu yapmaya uğraşmamış olması mümkün değildir. İblis’in birinci amacı tüm insanlığı doğru yoldan saptırmaktır ve bunu da sadece ve ancak Muhammed peygamberin vefatından sonra Kuran’da Yüce Allah’ın sıfatlarını Muhammed peygambere atfettirmek suretiyle yapmaya çalışmıştır: Tevbe 128.

Yukarıda belirttiğim gibi Tevbe 128. Ayette sadece Azîz ve Rahîm sıfatları değil ayrıca Rauf sıfatı da Muhammed peygambere atfedilmiştir. Yüce Allah’ın en sevdiği insan bile olsa, ki inananlar olarak hepimiz onu çok seviyoruz, Rabbimiz hiç kimseyi kendine denk tutmaz. Bunu savunmak çok açık bir şirktir ve İblis maalesef insanları bir kere daha Allah ile, O’nun sıfatları ile aldatmaktadır.

35 Fatır 5. Allah'ın vaadi haktır. O halde iğreti dünya hayatı sizi aldatmasın ve o yaman aldatıcı da sizi Allah ile aldatmasın.''

Yine maalesef, Yüce Allah bağışlayan ve esirgeyen olmasının yanında şirk günahının affı dahi yoktur diye bildirmiştir. Herkesin aklını başına almasını ümit ediyorum.

4 Nisa 48. Kesinlikle Allah, Kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. (Artık) Kim de Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş demektir.

Ne müthiştir ki bunun tek kurtuluşu yine aynı sure ile bildirilmektedir; Tevbe suresi: Tövbe etmek

Kendisi başlı başına bir mucize olan Kuran’da her tekrarda olduğu gibi her kelime ve rakamda da alamet vardır. Şuara suresinde tekrarlanan bilginin 9. ayette başlaması ve tam 9 kere tekrarlanması 9. sure olan Tevbe suresine işaret edebileceği gibi, Tevbe suresinin içinde İsa peygamber ve Üzeyir peygambere yapılanın aynısı Müslümanların başına gelmesin diye özellikle bu sureye konmuş olması da mümkündür. Bütün Kuran’da sadece bu surede Besmele olmaması da doğrudan bir işarettir. Dahası, Kuran’ın tamamında (Tevbe 128 hariç) 13 kere yan yana geçen “Aziz ve Rahim” sıfatlarının çoğu (tam 9 tanesi) yine tek başına Şuara suresinde geçmekledir. Yüce Allah zamandan münezzehtir ve şeytanın şerrini şeytandan önce en baştan göstermek üzere ilahi işaretleriniKuran’ı ilahi koruma sisteminin” kendisi olan Kuran’ın içine doğrudan yerleştirmiştir. Böylesine pek çok olağanüstü durumun bu surede toplanması ve bu surenin sebep olabileceği affı kesinlikle mümkün olmayan bir günahın çaresinin de yine aynı sure içinde olması Yüce Allah’ın kesin delillerindendir ve açıklamalarımın doğruluğuna işaret gibidir.

Yüce Allah’ın izniyle Kuran’da tekrar eden ayetlerden birinin daha sırrına ermiş bulunduğumuzu umuyorum. Elbette benim kesin hüküm verme salahiyetim bulunmuyor; aklımın beni getirdiği bir açıklamayı ortaya koyuyorum.

Doğrusunu Yüce Allah Bilir.

Mustafa Kılavuzoğlu, Şubat 2021