Yüce Allah 22:15 âyetinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

2608|22|15|مَن كَانَ يَظُنُّ أَن لَّن يَنصُرَهُ ٱللَّهُ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ إِلَى ٱلسَّمَآءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُۥ مَا يَغِيظُ

Men kâne yezunnu en len yensurehullâhu fîd dunyâ vel âhıreti felyemdud bi sebebin iles semâi summel yakta’ felyenzur hel yuzhibenne keyduhuyagîz.

Kim oldu düşünür/sanır ki asla yardım etmez ona Allah dünyada ve ahirette; öyleyse uzatıp ulaşsın bir sebeple göğe, sonra kessin-ayırsın (sebep ile olan bağlarını-ilişkisini), akabinde baksın-gözleriyle görsün, onun oyun olan bu taktiği öfkelendiği şeyi giderir mi?

 

(فَلْيَمْدُدْ) felyemdud kelimesi kökü (مدد) uzatmak-genişletmek (extend), yaymak (distend), genişletmek-yaymak (expand), uzatmak (stretch), dışa doğru uzatmak (stretch out), boynunu uzatmak (Crane ‘neck’), dışa doğru yaymak (spread out), uzanmak (lengthen), suların yükselmesi (sel suları-nehir) (to rise, flood-river), birinin elini uzatması (to extend one’s hand), dostluk eli uzatmak (to extend friendly hand),  ulaşmak (reach), konuşurken sesi uzatmak, bir şeye uzun süre bakmak, zaman-süreyi uzatmak anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 1053 (of 1303) ve  Lane's Lexicon, page 2753 (of 3039)

(لْيَقْطَعْ) lyektaa kelimesi kökü (قطع) kesmek (cut off, amputate), yırtarak ayırmak (tear apart), ayırmak (disrupt-seperate), kopmak (sunder), bağları koparmak (disjoin), ilişkiyi kesmek-ayrılmak (sever) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 907 (of 1303)      

(بِسَبَبٍ) bisebebin kelimesi kökü (سبب) sebep (cause), gerekçe-araç (reason), neden-sebep (motive), nesne (subject), nesne-obje (thing), malzeme (material), halat-ip (rope) anlamındadır. Steingass, page 477 (of 1241)

(كَيْدُهُ) keyduhu kelimesi kökü (كيد) kurnazlık-katakülle-dalavere-hile-oyun-tuzak (ruse- artifice), hile-manevra (stratagem) anlamındadır.  Hans Wehr 4th ed., page 995 (of 1303)

(يَغِيظُ) yagiz kelimesi kökü (غيظ) kızmak-öfkelenmek (to anger), hiddetlenmek (enrage), zıvanadan çıkmak (infuriate), öfkeden çıldırmak (exasperate), canını sıkmak (vex) anlamındadır.

 

Şimdi Allah’ın izni ile ayeti incelemeye başlayalım;

İlk soru bu ayette bahsedilen kişi kimdir sorusudur?

Bunun cevabını yine ayeti detaylı inceleyerek vereceğiz inşallah. Ayetin hemen başındaki fiiller incelendiğinde ‘kane’ ve ‘yezunnu’ fiillerinin eril ve tekil 3. şahıs bir kişiyi işaret ettiği görülür. ‘O eril kişi zannederse’ anlamı vardır.

Ayeteki ‘yensurahu’ ‘yardım etmeyecek ona’ kelimesindeki ‘huedatı 3. şahıs tekil kişiyi işaret eder. Yine ‘felyemdud’, ‘l-yakta', ‘felyenzur’ ve ‘yagiz’ fiilleri hep 3. şahıs tekil eril kişiyi işaret eder.

Kısacası ayette bahsedilen kişi tek bir eril kişidir. Allah’ın kendisine yardım etmeyeceğini zanneden biri ile öfkelenen-sinirlenen-isyan eden kişi aynı kişidir. Allah da bu kişiye öfkesini gidermesi için bir taktik veriyor. Aşağıda bu taktik ile ilgili daha detaylı inceleme yapılacaktır.

Ayetin bazı çevirilerinde ‘yensurahu’ ‘yardım etmeyecek ona’ kelimesindeki ‘huzamirini Muhammed peygambere götürerek Allah’ın Muhammed peygambere dünya hayatı ve ahiret hayatında yardım etmeyeceğini zanneden başka bir kişiyi muhatap aldığı yönünde yapıldığını gördüm (Diyanet işleri, Bayrakta Bayraklı, Hasan Basri Çantay). Ancak surenin başından bu ayete ve bu ayetten sonraki ayetlerde Muhammed peygamber ile ilgili bir konu işlenmiyor. Bu yaklaşımın isabetli olmadığını düşünüyorum.

Ayette geçen kişi hakkından kesin bilgi olmadığı halde ayeti yalın olarak okuduğumuzda bu kişinin bir şeye öfkelendiğini, sinirlendiğini, isyan ettiğini anlıyoruz.

Allah’ın dünyada ve ahirette kendisine yardım etmeyeceğini düşünen-zanneden de aynı kişidir. Demek ki bu kişinin öfkelenmesi ile Allah’ın yardım etmeyeceğini düşünmesi arasında bir ilişki olmalıdır. Nedenin ne olduğunu bilmiyoruz ancak bu kişi bir konu hakkında veya genel olarak Allah’ın kendisine dünya hayatında ve ahirette yardım etmeyeceğini düşünüyor, diğer bir değiş ile Allah’tan ümidini kesiyor ve bu konuda öfkeli bir duruma geliyor (belki de Allah’a karşı öfkeleniyor, Allah’a isyan ediyor).

 

Bu kişiye Yüce Allah nasıl bir ders veriyor;

(ٱلسَّمَآءِ) 's-semai' kelimesi kökü (سمو) gök, sema anlamındadır. Ayette tekil olarak kullanılmış olup uzay anlamındadır.  (فَلْيَمْدُدْ) felyemdud kelimesi sonrası (إِلَى) ‘ila’ edatı olduğunu görüyoruz. Bu kelime bu edat ile geldiğinde kelimenin anlamı bir şeye doğru uzatmak ya da bir şeye doğru ulaşmak anlamı daha ön plana çıkar. Hans Wehr 4th ed., page 1053 

‘ila’ (إِلَى) edatı kendisinde sonra gelen ‘s-semai’ ‘gök-sema’ kelimesini işaret etmektedir.   

Ayette (بِسَبَبٍ) bisebebin kelimesi ‘biön edatı ile gelmiştir ki bu da ‘-ile’ anlamı verir. Yani kelime ‘bir sebep ile’ ‘bir sebep aracılığı ile’ anlamı verir.

Bu incelemeden sonra ‘فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ إِلَى ٱلسَّمَآءِ’ ‘felyemdud bi sebebin ila s-semai’ tümlecinin anlamı ‘ulaşmak amacı güderek bir sebep ile, bir sebebi kullanarak, bir sebep vasıtası ile uzatıp ulaşsın göğe-uzaya’ olur. 

Çok nettir ki ayetteki kişiden göğe-uzaya bir araç uzatması istenmekte ve bu araç ile göğe-uzaya ulaşılması istenmektedir. Uzatmak oraya ulaşmak anlamındadır.

(بِسَبَبٍ) bisebebinbir sebeple’ kelimesi çok önemlidir. Bu kelime çoğul olarak 38:10, 40:36, 40:37 ayetlerinde geçmektedir.

Örnek;

38:10 (Çeviri=Erhan Aktaş) Ya da göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü onlara mı ait? O halde sebepler bulsunlar da yükselsinler!

18:84, 18:85, 18:89, 18:92 ayetlerinde ise tekil olarak Zulkarneyn’e verilmiş olan bir sebep işlenmektedir.

38:10 ayetinde dikkat edilirse sebep ile yükselme arasında direkt olarak bir ilişki olduğu görülür.

Yüce Allah 38:10 âyetinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

3978|38|10|أَمْ لَهُم مُّلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَلْيَرْتَقُوا۟ فِى ٱلْأَسْبَٰبِ

Em lehum mulkus semavati vel ardı ve ma beynehuma, felyerteku fil esbab.

Ya da göklerin ve yerin ve ikisi arasındaki şeylerin mülkü onlara mı? Öyleyse yükselsinler içinde sebepler (araçlar).

 

(فَلْيَرْتَقُوا۟felyerteku kelimesi kökü (رقي) yükselmek (ascent), tırmanmak (climb) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 411 (of 1303)

38:10 ayetinde ‘fi’ edatı kullanılmıştır ki bir şeyin içini işaret etmek için kullanılır. Bu ayette bir aracın içinde yükselmek anlamı vardır.

Açıkça görülür ki;

22:15 ayetinde de göğe bir araç ile fiziksel olarak yükselip ulaşmak işaret edilmektedir.

 

Göğe yani uzaya bir araçla yükselip ulaşan kişi daha sonra ne yapacaktır? Yüce Allah nasıl bir taktik veriyor?

Kesip-ayırsın ('l-yakta') buyurulmuştur. Neyin kesip-ayıracağı bildirilmemiştir. Kelimenin anlamı bir şeyler ile ilişkiyi koparmak, ayırmak, bağları koparmaktır. Bu noktada elimizde 3 şey vardır. Uzay, bir sebep (uzay aracı) ve kişinin kendisi. En mantıklı yaklaşım bu kelime ile uzay aracının içinde olan kişinin uzay aracı ile olan bağlantısını kesip ayırmasıdır. Yani uzay aracının dışına çıkması ve uzay ile direkt olarak baş başa kalmasıdır.

Uzayda kendisini koruyacak bir uzay aracı olmadığında bir insanın başına neler gelir kendi gözleri ile görecektir?

Bunlar;

  • Uzayın basınçsız oluşu; normalde Dünya gezegeninde, üzerinde yaşadığımız bu güzel gezegende basınç 1 bar yani 101.3 kPa iken dış uzayda basınç 1.322 × 10-11 Pa’dır. Bunun nedeni uzayda havanın olmamasıdır. Bu da uzayda korumasız bir kişinin iç organlarındaki havanın dışarı doğru patlamasına neden olur.
  • Uzayın havasız oluşu; zaten uzayda hava olmadığı için nefes alınamaz.
  • Uzayın sıcaklık açısından aşırı uçlarda olması; uzayda Güneş’e maruz kalıp kalmamak arasında sıcaklık bakımında uçurumlar vardır. Uzay aracının dışında korumasız olan kişinin Güneş’a bakan yüzü 123 derece, Güneş görmeyen tarafı ile -170 derece olacaktır.
  • Uzayın zararlı kozmik ışınlarla dolu olması; uzay aracının dışında olan bir kişiyi etkileyecek en büyük zararlılardan bir tanesi de Güneş’ten gelen zararlı kozmik ışınlardır. Bu ışınlar insan DNA’sını bozarak kanserlere neden olur.
  • Uzayda korumasız olarak kalan bir kimse saniyeler içinde çok fena bir şekilde ölecektir.

Uzay o kadar tehlikeli ve ölümcül bir yerdir ki ancak ve ancak çok özel kıyafetler ile hayatta kalınabilir. Ayette 'Allah bana dünyada ve ahirette yardım etmeyecek' diyen kimseye uzay boşluğuna bir çıkması tavsiye ediliyor. Tabii ki çıkması mümkün değil. Anında ölür.  

goge uzatip ulassin sonra kessin koparsin Allah in kendisine yardim etmeyecegini zanneden

Yüce Allah bu kişiye şunu söylemektedir;

Yüce Allah’ın kendisine Allah’ın dünya hayatında ve ahiret hayatında yardım etmeyeceğini zanneden, elinde bu duruma dair herhangi bir kanıt olmadan öfkelenen, sinirlenen ve Allah’a isyan eden kimseye cevabı şudur;

İşler senin bildiğin gibi değil. Senin kavrayamadığın şeyler var. Bir uzay aracına bin ve uzaya doğru yüksel ve ulaş. Sonra bu araçla bağlantını kes-kopar da uzaya bir çık bakalım neler göreceksin. Uzayın dehşet verici, yaşanmaz bir yer olduğunu görüp anlarsın. Sonra üzerinde yaşadığın Dünya gezegeninin ve sana verilen nimetlerin-yardımların kıymetini anlarsın. Sana zaten yardım edilmiş olduğunu görürsün.

Gerçek şu ki; Yüce Allah insanoğluna o farkına varmasa bile sayısız yardım etmektedir. Dünya gezegeni üzerinde yaşam için sağlanan şartlar buna kanıttır. Uzay gibi inanılmaz tehlikeli bir yerde bize yaşam imkanı sağlamıştır Yüce Allah. 

 

Uzaya çıkan insanlarda görülen bilişsel değişim (Overview Effect/Ultraview Effect: Kuşbakışı Etkisi)

Dünya’yı uzaydan direkt olarak izleyen, Güneş, Ay, yıldızları ve samanyolu galaksisini uzaydan gözlemleyen astronotlarda tespit edilen bilişsel bir değişimdir. Dünyanın üzerinde normal hayatta kavranamayan şeylerin Dünya dışına çıkıp uzaydan bakıldığında farkına varılması ile insan beyninde olan değişimlerdir. Bu bilişsel değişim tanrı, din, insanlık gibi kavramların daha yoğun yaşanmasına neden olmaktadır.

Aşağıdaki makaleyi okumanızı tavsiye ederim. 

Makale adı: The Overview Effect and the Ultraview Effect: How Extreme Experiences in/of Outer Space Influence Religious Beliefs in Astronauts. Deana L. Weibel

kusbakisi etkisi astronotlar Allah her zaman yardim eder iman eden ve salihati yapan kimselere

Yüce Allah’ın 22:15 ayetindeki işareti bu etki de olabilir.

 

İncelememize devam edelim; 

…onun oyun olan taktiği öfkelendiği şeyi giderecek mi?

Bu tümcede Yüce Allah’ın o kişiye verdiği taktiği neden oyun bir taktiktir?

Yüce Allah bu kişiye bir taktik verdi. Bir yol gösterdi. Bu taktik aslında o kişinin asla yapmayacağı, daha doğrusu yapamayacağı bir taktiktir. Çünkü hiç kimse uzay gemisi ile bağlantısını koparıp kendini uzaya bırakmaz. Bu nedenle bu taktik, plan, düzen, (كَيْدُهُ) keyduhu kelimesi ile ifade edilmiş olabilir.  

Yalın olarak okuduğumda benim bu ayetten anladığım şudur;
Bir kimse asla ve asla Yüce Allah’ın ona dünya hayatında ve ahiret hayatında yardım etmesi konusunda şüpheye düşmemelidir. Bir konuda sıkıntıya düştüğünde Allah’tan yardım istemeyi asla bırakmamalı, başına gelenler konusunda yardımsız kaldığını zannederek asla sinirlenip öfkelenmemelidir.

Böyle bir durumda uzayın acımasız ortamında olduğunu bir düşünsün. Bir hayal etsin. Kafasında bir canlandırsın bakalım. Yüce Allah kendisine zaten yardım etmiş mi etmemiş mi? Uzay'dan Dünya'yı gördüğünde kuşbakışı etkisi gelişecektir kendisinde ve bilişsel değişim ile öfkesi ve isyanını gidecektir. Kendisini yaratıcısına daha yakın hissedecektir.

Yüce Allah iman eden ve salihatı (düzeltici işler yapan, barışa yönelik işler yapan) yapan kişilere dünya hayatında ve ahirette yardım edecektir. Bu kimselere işaret bir önceki ayettedir.

22:14. (Çeviri Erhan Aktaş) Allah, iman eden ve sâlihâtı yapanları altından ırmaklar akan cennetlere koyar. Kuşkusuz Allah, Dilediği Şeyi Yapar.

Konunun ders olarak anlatımı;

En doğrunu Allah bilir.